EN GÜZEL MASUMİYET (!) ÇOCUKLUK

Türkiye ‘ de her yıl binlerce kız çocuğu çocuk yaşta evlendirilerek birçok gelecek sorunun temeline adım atılmaktadır. Akranlarının sokakta hala ip atladığı veya okulda verilen ödevleri yetiştirme telaşesiyle eve koşturduğu anda mağdur çocuklarımız evlendirildiği kişiye akşam yemeği hazırlama tedirginliğindedir.

 

cocuk-yasta-evlilik

Gelişmekte olan her ülkenin kadercilik oyunu rolünde kız çoçuklarını rızası dışında çoğu zaman başlık parası karşılığında özellikle daha ergenliğe girmeden evlendirildiği tespit edilmiştir.

Bu insanlığın utanç kaynağı olarak nitelendirilmesi gereken bahtsız kadercilik oyunu yalnız ülkemizde değil Hindistan, Bangladeş, İran,Irak, Afganistan vd. şeklinde birçok ülkede bu ahlaksız oyuna göz yumulmaktadır.

Toplumun temel ve en saygın kurumu olarak kabul edilen evlilikle meşrulaştıran aile (!) kavramı artık çocuk istismarını meşrulaştırmak için bir araç mahiyetinde kullanılmaktadır.

Ülkemizde aile onayı ile çocuk yaşta evlenmenin yasal haline geldiği bir hukuk düzeninde ataerkil toplumun ve kadın/anneye verilen değersizliğin önüne geçilememiştir. Bir diğer evrensel sorunumuz ensest ilişkilerin istatistiklere göre gizli kalma sebebinin; annenin korku ve tehdit edilmesi yahut namus (!) meseleleri ile toplumun en püf noktasına dokunulmasıdır.

Ülkede ensest ilişki mağdurlarının çoğunlukta kız çoçuğu olduğu, çoğunlukla tecavüz seviyesinde belki yıllarca mağdur kalınan bu vahşetin gizli tutulması ve göz yumulmasının ana etkeni ” namus meselesidir. (!)”

Ülkenin psikolojik olarak toplu bir terapiye ihtiyacı olunan bu dönemde anne/baba rızasıyla çocuk yaşta kızların evlendirilmesine onay veren ebeyvenlerle ensest ilişki, istismar ve tecavüze göz yuman namus bekçisi ebeveynler bu kökü kokmuş, yozlaşmış düzeni ayakta tutan ortak işbirlikçilerdir.

Tüm sorunların ana etkeni CEHALETTİR. Nietzsche ‘ nin ” Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! ” görüşü ile insanlığın başına gelmiş en kötü şeyin cehalet olduğunun altını çizmek isterim.

Bir toplumun gelişmesini ve üretmesini talep edenler, bunun için gerekli argümanları da önüne sermek zorundadır. Eğitim ve öğrenim verildiği zaman değil doğru ve uygulamalı aktarıldığı zaman etkili olur. Toprağa ektiğin tohumu biçersin. Aksi beklenti mümkün değildir. Ekim ve biçme şekli tohumun vereceği hasat miktarını değiştirir sadece, kökünü veya aslını değiştiremez. Yazı yazmak veya okumak şeklidir ve bir önem ifade etmez; ne yazdığın ve ne anladığın seni üretken, geliştiren ve katkı sağlayan bir birey yapar. Ancak neyi ve ne kadar öğrenmen asıl üst seviyedeki çıkarcıların işine gelecekse sistem ona göre düzenlenir. Sonra seçilmiş seçeneklerden birini tercih ederek özgür ve kendi iradene sahip çıkmış gibi aldatmaca bir düzenin esiri oluruz.

Modernizim başlığı altında batıya bakmaktan boynumuz tutulmuş ve bundan şikayet etmezken; geleceğimiz, umutlarımız olan çocuklarımız bir yük, bir mal olarak satacağımız değersiz bir kefeye konulmuştur. Hemen onlardan kurtulmak çok önem verdiğimiz namusumuza(!) leke(!) gelmemesi uğruna bir çok cinayetin, çocuk istismarının, tecavüzün gizli baş sanığı oluruz.

Ataerkil tavırları ile gelişmekte olan tüm ülkelerin kaderidir bu, Kadın aşağılanır çocuğa da aynı muamele intikal edilir.  ” aman el elalem ne der? ” duvarları yıkılmadan cehalet aşılmaz. Önümüze sürülen seçeneklere baş kaldırarak mücadele etmeden yeni bir seçenek yaratmadan yolun sonu aydınlığa çıkmaz. Ve malesefe meşrulaştırılmış bu savaşta her zamanki gibi zarar gören çocuklarımız ve kadınlarımız olmaya devam eder.

Umut ile sevgi ile bu duvarları yıkacağımız aydınlık günlere….

 

 

Reklamlar